ZEYNELÂBİDÎN

(زين العابدين)

Ebü’l-Hasen Alî b. el-Hüseyn b. Alî b. Ebî Tâlib

(ö. 94/712)

İsnâaşeriyye’nin dördüncü ve İsmâiliyye’nin üçüncü imamı kabul edilen tâbiî.

Doğum tarihi konusunda değişik rivayetler bulunmakla birlikte genelde 38 (659) yılında Medine’de doğduğu kabul edilir. Babası Hz. Hüseyin; Sülâfe, Selâme ve Gazâle adlarıyla bilinen annesi Hz. Ömer devrindeki fetihler sırasında Medine’ye getirilen, son Sâsânî hükümdarı III. Yezdicerd’in kızı Şehrbânû’dur. Ebû Muhammed ve Ebü’l-Hüseyin künyeleriyle de anılmakla birlikte daha çok Zeynelâbidîn lakabıyla meşhur olmuştur. Bunun yanında “Seyyidü’s-sâcidîn, Seccâd, Zü’s-sefenât” (fazla secdeden dolayı dizleri nasır tutmuş) lakaplarıyla da tanınır. Resûl-i Ekrem’in ve Hz. Hüseyin’in neslini devam ettirdiği için “Âdem-i âl-i abâ” ve “Ebü’l-eimme” diye zikredilmiştir. Hüseyin’in Kerbelâ’da şehid edilen büyük oğlu Ali’den (el-Ekber) ayırt edilmesi için Ali el-Asgar adıyla da bilinir.

Zayıf bünyeli ve hastalıklı olması sebebiyle Kerbelâ Vak‘ası’na fiilen katılmadığı halde Şemir b. Zülcevşen kendisini öldürmek istediyse de Emevî ordusu kumandanı Ömer b. Sa‘d tarafından kurtarıldı. Böylece Kerbelâ faciasından sağ kurtulan tek Hüseyin evlâdıdır. Ardından Kûfe Valisi Ubeydullah b. Ziyâd, Ehl-i beyt’ten sağ kalanlarla birlikte onu da Dımaşk’taki Yezîd b. Muâviye’nin yanına gönderdi. Gelenleri iyi karşılayan Yezîd, Zeynelâbidîn’e yanında kalabileceğini söyledi, fakat o Medine’ye dönüp orada yerleşti. Medine’de, Kerbelâ Vak‘ası’na katılmış olan halası Zeyneb’in savaşla ilgili ayrıntılı ve etkileyici konuşmalar yapması üzerine Medineliler Yezîd’e karşı ayaklandı. Bu duruma çok üzülen Zeynelâbidîn fitneden çekinip isyancılarla birlikte hareket etmedi ve isyanı bastırmakla görevlendirilen Müslim b. Ukbe, Harre Savaşı’nda (63/683) halifenin emriyle Zeynelâbidîn’e dokunmadı. Hayatında çeşitli sıkıntılara mâruz kalan ve ilk beş Emevî halifesinin devrini idrak eden Zeynelâbidîn, bu arada meydana gelen Abdullah b. Zübeyr, Muhtâr es-Sekafî ve Abdurrahman b. Muhammed b. Eş‘as’ın ayaklanmalarına şahit oldu. Ehl-i beyt’in başına gelen felâketlerin onların siyasetle uğraşmasından ileri geldiğini görerek siyasetle ilgilenmedi, zalim idarecilerin şerrinden korunmak için dinî-siyasî hiçbir hizbin içinde yer almadı. Bu sebeple Emevî Halifesi Abdülmelik b. Mervân’ın Ehl-i beyt’ten en çok Zeynelâbidîn’i sevdiği nakledilir. Hayatını daha çok ilim ve ibadetle geçiren Zeynelâbidîn’in vefat tarihiyle ilgili çeşitli rivayetler bulunmakla birlikte çoğunluğa göre o, 94 yılı Rebîülevvel ayında (Aralık 712) Medine’de vefat etti ve Bakī‘ Mezarlığı’nda amcası Hasan’ın yanına defnedildi. Şiîler onun Halife Hişâm b. Abdülmelik tarafından zehirlendiğini öne sürer. Vefat ettiği yıl içinde birçok fakihin ölümünden dolayı bu yıla “senetü’l-fukahâ” denilmiştir. Çocuklarının sayısı hakkında on dokuz (dört kız, on beş erkek), on yedi (on erkek, yedi kız), dokuz (hepsi erkek) ve sekiz (hepsi erkek) gibi rakamlar verilir. Kaynaklarda çoğu câriyelerinden doğmuş on üç erkek çocuğunun adı kaydedilir. On iki imamın beşincisi Muhammed el-Bâkır ile Zeydiyye’nin kurucusu sayılan Zeyd bunlar arasındadır (AǾyânü’ş-ŞîǾa, I, 629-630; UDMİ, XIV/2, s. 85).

Zühd ve takvâda ümmetin önde gelenlerinden olan Zeynelâbidîn büyük bir tâbiî idi. Babası ve amcası dışında Hz. Âişe, İbn Abbas, Ebû Hüreyre, Câbir b. Abdullah, Abdullah b. Ömer ve Ümmü Seleme gibi sahâbîlerden hadis rivayet etmiş, tâbiînden Saîd b. Cübeyr, Seleme b. Dînâr gibi kişilerle ilmî sohbetlerde bulunmuştur. Sika bir râvi kabul edilmiş, faydalanabileceği âlimlerin yanına giderek onlardan ilim tahsil etmiştir. Zira ona göre tahsil için ilim sahibinin ayağına gitmek gerekir. Öğrendiklerini başkalarına da öğretmiş, talebeleri kendisinden fıkıh, tefsir, ahlâk ve tasavvufa dair bilgiler rivayet etmiştir. Öğrencileri arasında başta Zührî olmak üzere Süfyân b. Uyeyne, Nâfi‘, Mukātil b. Süleyman gibi kimseler zikredilmektedir. Zamanının en büyük fakihi kabul edilen Zeynelâbidîn, halledilmesi zor meselelerde başvurulan bir merci durumundaydı.

Zeynelâbidîn, daha sonra teşekkül eden İmâmî-İsnâaşerî Şîası’nca imamların dördüncüsü kabul edilmesine rağmen ilk üç halife hakkında hayırdan başka bir şey düşünülemeyeceğini söylemiş, onların eleştirilmelerini uygun görmemiş, Kur’an’da övülen bu mümtaz şahsiyetlere ta‘n edenlerin müslüman sayılamayacağını ifade etmiştir. Kendisine Hz. Ali’nin ne zaman rec‘at edeceğini soran birine “kıyamet günü” cevabını vermiştir (İbn Kesîr, IX, 107). Onun Şîa’ya dair şu sözleri bu konulardaki anlayışını yansıtması bakımından dikkat çekicidir: “Ey Iraklılar! Bizi İslâm kardeşliği sevgisiyle seviniz, sakın putlara tapar gibi sevmeyiniz. Zira bu şekildeki sevginiz bizim için sadece bir ar ve utanç vesilesidir” (Zehebî, AǾlâmü’n-nübelâǿ, IV, 398). Zeynelâbidîn’in abdest alırken sararması, namaz kılarken titremesi ve geceleyin fakirlere sırtında yiyecek taşımasıyla ilgili rivayetler onun zühdüne, takvâsına ve cömertliğine örnek teşkil eder. Tasavvuf kaynaklarında onun ilim, ibadet, edep ve ahlâka dair sözleri nakledilerek bazı kerametleri anlatılır. Zeynelâbidîn’in üstün vasıflarını terennüm eden şair Ferezdak’ın kasidesi de, ilmî şahsiyeti hakkında önemli bir kaynak olup (İliyyâ el-Hâvî, II, 353-356) birçok âlim tarafından şerhedilmiştir.

Eserleri. 1. eś-Śaĥîfetü’l-kâmiletü’s-Seccâdiyye. eś-Śaĥîfetü’s-Seccâdiyye olarak da anılan eser çeşitli ibadetler esnasında yapılacak duaları ve bazı itikadî konuları ihtiva eder. Şiî ulemâsı esere büyük önem vermiş, Zeynelâbidîn’in bu eserinde yer almayan dualarını da derleyerek bunlara eś-Śaĥîfetü’ŝ-ŝâniye/ŝâliŝe/râbiǾa gibi adlar vermişlerdir (Âgā Büzürg-i Tahrânî, XIII, 345; XV, 18-21). eś-Śaĥîfe Şeyh Bahâî, Mîr Dâmâd, Muhammed Bâkır el-Meclisî, Muhammed b. Mansûr el-İclî, Muhammed b. Hüseyin el-Âmilî, Muhammed b. Ali el-Lâhicî, Seyyid Ali Han eş-Şîrâzî gibi âlimler tarafından Arapça


ve Farsça şerhedilmiş (a.g.e., XIII, 345-359), çok sayıda yazması bulunan eser birçok defa basılmıştır (Delhi 1910; Kalküta 1248; Leknev 1914; Necef 1352/1933; Dımaşk 1970; Beyrut 1970; nşr. Ali Ensâriyân, Dımaşk 1405/1985; şerhle birlikte nşr. Muhsin Hüseyn-i Emînî, I-VII, Kum 1425; nşr. Nebîl Şa‘bân, Kum 1425; nşr. Seyyid Ahmed Seccâdî, Kum 1383 hş.). Birçok Farsça tercümesi olan eś-Śaĥîfe’nin (meselâ trc. Sadr Belâgī, Tahran 1353 hş.; trc. Hüseyin İsfahânî, Tahran 1375 hş.; trc. Muhammed Resûlî, Kum 1383 hş.) William C. Chittick (The Psalm of Islam, London 1988) ve Ahmed Muhani (al-Sahîfah al-Sajjadiyah, Tahran 1984) tarafından yapılan İngilizce çevirileri asıl metinle birlikte neşredilmiştir. Eserde yer alan yirminci dua DuǾâǿü mekârimi’l-aħlâķ adıyla tanınmış (İng. trc. W. C. Chittick, London 1983) ve bazı âlimler tarafından şerhedilmiştir (Rûhullah Hâtimî, Âyîne-i Mekârim: Şerħ-i DuǾâ-i Mekârimi’l-aħlâķ, Tahran 1368 hş.). 2. Risâletü’l-ĥuķūķ (nşr. Abbas Ali Mûsevî, Beyrut 1985). Bir âdâb kitabı olup insanların hak ve görevlerinden bahseden eser, Şeyh Sadûk İbn Bâbeveyh’in Kitâbü’l-Ĥiśâl ve İbn Şu‘be’nin Tuĥfetü’l-Ǿuķūl adlı kitaplarında yer almış, William C. Chittick tarafından İngilizce’ye tercüme edilerek eś-Śaĥîfe içinde yayımlanmıştır (London 1988, s. 279-292; Kum 1990). Risâlenin Farsça tercüme ve şerhleri de vardır (trc. Ali Gafûrî, Tahran 1396; trc. ve şerh Muhammed Sipihrî, Kum 1372 hş.; trc. Seyyid Muhammed Keşfî Şâhrûdî, Tahran 1377 hş.; trc. Kudretullah Meşâyihî, Şerĥ-i Risâle-i Ĥuķūķ, Kum 1379 hş.). 3. ez-Zühd ve’l-vaśıyye (Kahire 1344). 4. DuǾâǿü’l-cevâhiri’l-kebîr (Leknev 1288). 5. Belâġatü’l-İmâm ǾAlî b. Ĥüseyn. Şeyh Ca‘fer Abbas el-Hâirî’nin Zeynelâbidîn’in hutbe ve mektuplarından derlediği eser birçok defa basılmış (Kum 1423, 1425), Ahmed Sâdık Erdiştânî tarafından Farsça’ya tercüme edilmiştir (Ĥuŧbehâ ve Nâmehâ ve Süħanân-ı İmâm Seccâd, Tahran 1355 hş.). 6. Dîvân-ı EşǾâr. Saphar Kâşânî’nin çeşitli kaynaklardan toplayarak Nâśiĥu’t-tevârîħ aĥvâlü İmâm ZeynelǾâbidîn adını verdiği divanı Seccâd Hüseyin Manžûme Seccâdiyye adıyla Urduca’ya çevirmiştir (Leknev 1377). 7. Müsnedü’l-İmâm es-Seccâd. Azîzullah Utâridî Kûşânî’nin Şîa’nın muteber eserlerinden derlediği, Zeynelâbidîn’den nakledilen 1661 hadisi içerir (I-II, Tahran 1379). Zeynelâbidîn’in bunların yanında el-Münâcât, el-MevǾiža, et-Teźkire ve Śaĥîfetü’z-zühd gibi eserleri de kaydedilmektedir (eserleri için bk. Sezgin, I, 262-266). Onun kendi hattıyla yazılmış bir Kur’an nüshasından da söz edilmektedir (AǾyânü’ş-ŞîǾa, I, 99).

Gerek Sünnî gerek Şiî müelliflerin kaleme aldıkları tarih ve tabakat kitaplarında Zeynelâbidîn’e dair geniş bilgi verilmiş olmakla birlikte sadece onun hayatını konu alan müstakil eserlerin sayısı nisbeten azdır. Son dönemlerde yazılan monografiler arasında şunlar zikredilebilir: Kâzım b. Cevâd Sâidî, Ĥayâtü’l-İmâm ǾAlî b. el-Ĥüseyn ve terâcimü aśĥâbih (Necef 1375/1955); Abdülazîz Seyyidü’l-Ehl, ZeynelǾâbidîn ǾAlî b. el-Ĥüseyn (Kahire 1961; Far. trc. Hüseyin Vicdânî, Tahran 1342); Hüseyin Bâkır, el-İmâmü’s-Seccâd (Bağdat 1979); Seyyid Abdülvedûd Emîn, el-İmâm ǾAlî b. el-Ĥüseyn es-Seccâd (Küveyt 1400); Seyyid Muhammed Takī Müderrisî, el-İmâmü’s-Seccâd: Ķudve ve üsve (Tahran 1404); Seyyid Ca‘fer Şehîdî, Zindegânî-i ǾAlî b. el-Ĥüseyn (Tahran 1371 hş.); Mübeşşir et-Tırâzî, İcmâlü’l-kelâm fî sîreti’l-İmâm ǾAlî b. Ĥüseyn b. ǾAlî (Kahire 1406/1986); Seyyid Abdürrezzâk Mûsevî, el-İmâm ZeynülǾâbidîn (Necef 1374; Far. trc. Murtezâ Fehîm Kirmânî, Tahran 1374 hş.); Nûrî Hâtim, el-Ĥayâtü’s-siyâsiyye li’l-İmâmi’s-Seccâd (Beyrut 1414/1994).

BİBLİYOGRAFYA:

Zeynelâbidîn, eś-Śaĥîfetü’l-kâmiletü’s-Seccâdiyye (nşr. ve trc. W. C. Chittick), London 1988; a.mlf., Risâletü’l-ĥuķūķ (a.mlf., eś-Śaĥîfetü’l-kâmiletü’s-Seccâdiyye içinde, trc. W. C. Chittick), s. 279-292; İbn Sa‘d, eŧ-Ŧabaķāt, V, 211-222; Ya‘kūbî, Târîħ, II, 1303; Taberî, Târîħ (Ebü’l-Fazl), V, 458; Mes‘ûdî, Mürûcü’ź-źeheb (Abdülhamîd), III, 79-80; Ebû Nuaym, Ĥilye, III, 133-145; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, IV, 82-88; İbn Hallikân, Vefeyât, III, 267; Zehebî, Teźkiretü’l-ĥuffâž, I, 74-75; a.mlf., AǾlâmü’n-nübelâǿ, IV, 386-400; İbn Kesîr, el-Bidâye, IX, 107; İbn Hacer, Tehźîbü’t-Tehźîb, VII, 304-307; Şa‘rânî, eŧ-Ŧabaķātü’l-kübrâ, [baskı yeri ve tarihi yok], I, 26; Brockelmann, GAL Suppl., I, 76; Sezgin, GAS (Ar.), I, 262-266; M. Ebû Zehre, el-İmâm Zeyd, Kahire, ts. (Dârü’l-fikri’l-Arabî), s. 23-29; AǾyânü’ş-ŞîǾa, I, 99, 629-650; Âgā Büzürg-i Tahrânî, eź-ŹerîǾa ilâ teśânîfi’ş-ŞîǾa, Beyrut 1403-1406/1983-86, VIII, 193; XIII, 345-359; XV, 18-21; İliyyâ el-Hâvî, Şerĥu Dîvâni’l-Ferezdaķ, Beyrut 1995, II, 353-356; E. Kohlberg, “Zayn al-ǾĀbidīn”, EI² (İng.), XI, 481-483; Murtazâ Hüseyin Fâzıl, “ǾAlî b. Ĥüseyin ZeynelǾâbidîn”, UDMİ, XIV/2, s. 76-87; W. Madelung, “ǾAlī b. Ĥosayn”, EIr., I, 849-850.

Ahmet Saim Kılavuz