HÂTİF-i İSFAHÂNÎ

(هاتف اصفهاني)

Seyyid Ahmed Hâtif-i İsfahânî (ö. 1198/1784)

İran edebiyatının en ünlü şairlerinden.

XII. (XVIII.) yüzyılın ilk yarısında İsfahan’da doğdu. Hz. Hüseyin soyundan gelen ailesi, Safevîler döneminde Azerbaycan Urdûbâd şehrinden göç ederek İsfahan’a yerleşmişti. Hâtif matematik, felsefe ve tıp ilimlerini tahsil etti. Devrin meşhur edip ve şairleri olan Muhammed Takī Sahbâ, Lutf Ali Beg Âzer ve Süleyman Sabâhî ile öğrencilik yıllarından başlayarak hayatının sonuna kadar birlikte bulundu. Divanındaki bazı beyitlerden tabiplik yaptığı, mesleğinden memnun olmadığı, hayatının son yıllarını İsfahan ve Kâşân’da geçirdiği anlaşılmaktadır. Bundan dolayı Kâşânî nisbesiyle de anılmıştır.

Tıp bilgisini, Kerim Han Zend zamanında Şîraz’da ikamete zorlanan hekim Muhammed Nâsır İsfahânî’den (ö. 1191/1777) öğrenen Hâtif, Kerim Han’ın İsfahan valisi Mîr Abdülvehhâb Mûsevî’nin topladığı şiir meclislerinde de bulundu. Lutf Ali Beg’in oturduğu Kum şehrine birkaç defa ziyaret için gitti ve 1198 (1784) yılının sonlarında burada vefat etti. Oğlu Muhammed Sehâb (ö. 1222/1807) ve kızı Reşha da şairdir.

Fazla şiir söylememekle birlikte yazdığı terciibendlerle şöhret kazanan Hâtif, İsfahan’daki edebî faaliyetleriyle Horasan üslûbuna dönüş akımına öncülük eden Ali Müştâk’ın çevresinde yer almış, o yıllarda yaygın olan sebk-i Hindî’ye ilgi göstermeyip Sa‘dî-i Şîrâzî ve Hâfız-ı Şîrâzî başta olmak üzere eski üstatların yolunda şiirler söylemiştir. Kasidelerinde Enverî ve Kemâleddin İsmâil İsfahânî üslûbu hâkimdir. Bazı kasidelerinde Şîa akîdesine de yer veren şairin vahdet-i vücûd düşüncesini tasavvufî remizlerle işlediği beş kıtalık terciibendi, XII. (XVIII.) yüzyılda yazılmış en güzel Farsça şiir olarak kabul edilmektedir (Browne, IV, 221). Ancak bu şiirin Ferîdüddin Attâr’dan etkiler taşıdığı öne sürülmüştür. Hâtif’in Sa‘dî ve Hâfız üslûbuyla yazdığı gazeller ve tarih düşürdüğü beyitlerle süslediği kıtalarının yanı sıra Arapça şiirleri de takdir edilmiş, belli başlı Avrupa dillerine tercüme edilen şiirleri bilhassa İtalya’da büyük ilgi görmüştür. Tercî, kaside, gazel, kıta, rubâî ve Arapça şiirlerini ihtiva eden divanı Vahîd-i Destgirdî tarafından neşredilmiştir (Tahran 1312 hş.).


BİBLİYOGRAFYA:

Lutf Ali Beg, Âteşkede (nşr. Ca‘fer-i Şehîdî), Tahran 1337 hş., s. 423; Abdürrezzâk Dünbülî, Teźkire-i Nigeristân-ı Dârâ, Tebriz 1342 hş., I, 277-278; a.mlf., Tecrübetü’l-aĥrâr ve tesliyetü’l-ebrâr (nşr. Hasan Kādî Tabâtabâî), Tebriz 1349 hş., I, 325-372; Hidâyet, MecmaǾu’l-fuśaĥâǿ, Tahran 1336, VI, 1175; MecmûǾa-i Maķālât-ı ǾAbbâs-ı İķbâl Âştiyânî (nşr. M. Debîr-i Siyâkī), Tahran 1369 hş., s. 537-550; Browne, LHP, IV, 221, 284-297; M. Ali Terbiyet, Dânişmendân-ı Âźerbâycân, Tahran 1314 hş., s. 396; Rypka, HIL, s. 308; Rızâzâde Şafak, Târîħ-i Edebiyyât-ı Îrân, Tebriz, ts., s. 244; Lutfullah Sûretger, Tecelliyyât-ı Ǿİrfân der Edebiyyât-ı Fârsî, Tahran 1345 hş., s. 101; M. Ali Habîbâbâdî, Mekârimü’l-âŝâr, İsfahan 1362, I, 74-76; Mehdî Bâmdâd, Şerĥ-i Ĥâl-i Ricâl-i Îrân der Ķarn-i 12 ve 13 ve 14 Hicrî, Tahran 1371 hş., I, 105; Abdülhüseyn-i Zerrînkûb, Bâ Kârvân-ı Ĥulle, Tahran 1374 hş., s. 315-327; Dihhudâ, Luġatnâme, XXVIII, 30-32; H. Massé, “Hâtif”, EI² (İng.), III, 273.

Adnan Karaismailoğlu